Önce açık söyleyelim: Meryem Kilisesi, halk arasında Konsil Kilisesi de denen bu uzun harabe, Bülbüldağ’daki Meryem Ana Evi’yle aynı yer değildir. İkisi de Meryem’e adanmıştır, ikisi de Efes’tedir, ama biri antik kentin liman kıyısındaki bir kilise kalıntısı, öbürü şehrin 5 km güneyindeki dağ yamacında küçük bir şapeldir. Bu sayfa yalnızca birincisini, MS 431 konsilinin toplandığı kiliseyi anlatıyor.
Yapı, MS 2. yüzyıldan kalma, 260 metre uzunluğunda, 29,5-30 metre genişliğinde devasa bir salonun içine kurulmuştur; salon 1904-1912 arasında kazılmış, nefi ve yan koridorları sıkı aralıklarla dizilmiş, her sırada yaklaşık 55 sütunla ayrılmıştır1. Kilisenin batısında yapılan jeolojik sondajlar ilginç bir şey ortaya koyuyor: MS 1. yüzyılda orada kuru toprak yoktu, Panayırdağ’ın eteğini Augustus döneminde bile bir kıyı bataklığı yalıyordu; bugünkü yapıların üzerinde durduğu zemin ancak MS 100 dolayında denizden kazanılmıştı2. Yani üç ayrı soru var: buraya önce ne yapıldı, o yapı neye dönüştü ve ne zaman gerçekten “kilise” oldu? Üçü de hâlâ tartışmalı.
Kiliseden önce ne vardı?
Kazıcılar 2. yüzyıldan kalma bu salonu önce İskenderiye’deki Museion’a öykünen bir tıp akademisi sandılar, çünkü kalıntılarda “Museion doktorları”ndan söz eden yazıtlar bulunmuştu; bu yorum artık aşılmış sayılıyor, ama yazıtların kendisi gerçek bir buluş olarak duruyor3.
Salonun gerçekte ne olduğu tartışmalı. Elliger ile Foss, ikisi de bunu MS 262/263’teki Gotlar akınında yıkılan bir Roma ticaret bazilikası, yani bir para ve mal borsası olarak okuyor. Karwiese ise aynı yapının, Caracalla ve Geta’dan 211’de kazanılan üçüncü neokorluk onuruna, MS 200 dolayında inşa edilen Olympieion’un — Zeus Olympios ve Hadrianus tapınağının — güney revakı olduğunu savunuyor4. Sitenin bugünkü metni zaten sessizce Karwiese’nin okumasını izliyor; bunu açıkça söylemek gerekir. Karwiese’nin kendi kazısına göre bu tapınağın peristasisi yaklaşık 60 metre uzunluğundaydı, Korinth düzeninde yaklaşık 23 metre yükseliyordu, MS 130-132 dolayında verilmişti ve onuru anmak için beş yılda bir Hadrianeia oyunları kuruldu; tapınak MS 400 dolayında yıkıldı56. Bu tartışmanın içinde bir tartışma daha var: Karwiese kilisenin kuzeyindeki kalıntıları 1983’te Hadrianus dönemi Olympieion’u diye tanımladı, ama Christopher P. Jones daha sonra Efes’te Domitianus’tan önceki bir Olympieion’a dair hiçbir kanıt olmadığını öne sürdü7.
İlk Hristiyan bazilikası
MS 262/263’teki Got yangını ve yapının 4. yüzyıl ortasında Meryem Kilisesi’ne çevrilmesi, Elliger ile Foss tarafından birbirinden bağımsız olarak, aynı yıla yakın tarihlere oturtulur — gerçek bir iki-kaynak uyuşması8. Ama bu ilk bazilikanın büyüklüğü ayrıntıda tartışmalı: Elliger toplamda 150 metre veriyor (atrium ve eski apsis yaklaşık 50 metre, nartex 10 metre, üç nefli bazilika 75 metre, artı ikinci bir apsis ve yan odalar); Limberis ise eski yapı için 85,34 metre, nartex ve atrium için 58,83 metre daha, toplamda yaklaşık 144 metre veriyor9. İki rakam altı metre birbirinden farklı ve hiçbiri öbürünün planına göre düzeltilmiş değil.
Nartexte kayda değer bir mozaik taban kalmış: ortada iç içe daireler, kenarlara doğru aralıkları açılan bir kompozisyon, siyah, beyaz, sarı ve kırmızı ışınsal yaylarla birleşiyor10. Vaftizhanenin biçimi de tartışmalı. Elliger içten yuvarlak, dıştan on iki kenarlı (dodekagon), iç çapı 9 metre olarak tarif ediyor; Foss ise aynı yapıyı kendi kullandığı terimle “Katedral” diye anıp mermer haçlarla süslü, kubbeli, sekizgen bir vaftizhane tarif ediyor11. Sitenin kendi eski metinleri de dahil birçok kaynak zaten “sekizgen” yazıyor — bu, hemen yanı başındaki Aziz Yuhanna Bazilikası’nın gerçekten sekizgen olan vaftizhanesinden bulaşmış bir hata olabilir; şekli, güncel bir kazı planına bakmadan yazmamak gerekir. Vaftiz teknesinin kendisi 2 metreden geniş, alışılmadık derinlikte, 1,15 metreydi; Elliger bunun yetişkinlerin tamamen suya daldırıldığı anlamına gelmediğini savunuyor, çünkü dönemin çoğu vaftizhanesi sığ havuzludur ve dönem sanatı genelde kısmi daldırma gösterir12.
Kilise gerçekte ne zaman kuruldu?
Sayfanın asıl, hâlâ çözülmemiş sorusu bu ve üç ayrı isim üç ayrı cevap veriyor. Russo, sahadaki kilise inşa faaliyetini — özellikle pastophoria ve vaftizhaneyi — 4. yüzyılın ilk yarısı kadar erkene tarihliyor13. Degasperi’nin kendi yedi evreli modeli, Karwiese’nin henüz yayımlanmamış küçük buluntu çalışmasına dayanarak, 431 konsilinden hemen önceki aceleci, asgari bir dönüştürmeden daha erken hiçbir sağlam arkeolojik iz bulmuyor: nefin bir stoa genişliğinden 15 metreye çıkarılması, doğu ucuna hızla eklenen bir eksedra, synthronos ve sunak. Bu okumaya göre kilisenin gerçek mimari yatırımı — “sütunlu kilise” — ancak MS 480-500 dolayında görünür hale geliyor1314. Pülz, daha yeni seramik ve sikke bulgularına dayanarak daha da ileri gidiyor: inşaat ancak 431 konsilinden sonra başladı; konsil, henüz bitmiş bir kilise değil, yalnızca geçici olarak Meryem’e adanmış, sadece uyarlanmış çıplak bir stoada toplandı13. Pülz’ün kendi okumasının içinde bile bir gerilim var: nef genişletmesini konsilin Kasım 430’daki davetiyle Haziran 431’deki açılışı arasındaki yaklaşık yedi aya sığdırmak gerçekçi görünmüyor13.
Russo, Degasperi ve Pülz burada kendi gerekçeleriyle yan yana duruyor, aralarında bir seçim yapılmadan. Üç görüşün ortak noktası şu: sahada 431’den önceye tarihlenebilecek hiçbir buluntu yok ve kilisenin olgun mimari karakteri ancak 480-500 dolayında ortaya çıkıyor. Karwiese’nin kendi temel hendeği kanıtları, kilisenin Konstantinus döneminde ya da en geç 431 konsili için kurulduğu yolundaki eski görüşü çürüttü; çanak çömlek ve sikke bulguları yan duvarların kireçtaşı örgüsünü MS 500’den öncesine tarihlemiyor1516.
MS 431 Efes Konsili
Efes’e konsil için yaklaşık 245 piskopos toplandı; dikkat çeken gaipler arasında, yerine üç presbiter gönderen Papa Celestinus ile o sırada zaten ölmüş olan Augustinus vardı17. İskenderiyeli Kyrillos’un Mısır rahiplerine yazdığı mektup, toplantıyı “bazılarının Theotokos Meryem dediği kentin büyük kilisesinde” diye anlatır — Meryem’i Efes’e bağlayan yalnızca iki antik çağdaş metinden biri; bu ifadenin söylediğinden fazlasını kanıtladığı iddia edilmemeli18. Nestorius azledildikten sonra dışarıdaki kalabalık şafaktan akşama kadar bekledi; Kyrillos dışarı çıktığında, buhurdan sallayan kadınların önünde yürüdüğü meşaleli bir alayla evine götürüldü19.
Kyrillos’un kendisi, kapıda asker bekleyen bir ev hapsindeyken, taraftarlarının “sıcaktan ölmek üzere” olduğunu, yorgun düştüklerini, meclis üyelerinden ölenler bulunduğunu, kimilerinin eşyasını satmak zorunda kaldığını yazıyla şikâyet etti20. Yaklaşık yirmi yıl sonra kaleme aldığı anılarında Nestorius ise Kyrillos ile Memnon’un adamlarının sopalarla kenti dolaştığını, çanlar çaldığını, ateşler yaktığını anlatır21. Temmuz sonunda II. Theodosius her üçünü de tutuklattı ve kimsenin kentten ayrılamayacağını buyurdu — piskoposların kendi şikâyet mektubu Efes’i “piskoposluk hapishanesi” diye anıyordu22.
MS 449 “Haydutlar Konsili” ve sonrası
449’daki ikinci Efes Konsili’nde — sonradan Kadıköy’de geçersiz sayılıp “Haydutlar Konsili” diye anılan toplantıda — Dorylaion’lu Eusebios, Dioskoros’u doktrin üzerine sorguladığında toplanan piskoposlar bir ağızdan bağırdı: “Eusebios’u alın, yakın. Diri diri yakılsın”23. Silahlı askerler ve bir keşiş kalabalığı kiliseye dalmıştı; patriği azletmeye direnen piskoposlar Dioskoros’un dizlerine sarılıp yalvarırken, valinin askerleri sadece izliyordu24.
431 konsili zaten yeni bir “patrik” katmanı yaratmıştı — Roma, Konstantinopolis, İskenderiye, Antakya — ve kendi bağlı piskoposluklarının çoğunu yöneten Efes bu yeni üst tabakadan dışlanmıştı25. Daha önce, 381’deki bir konsilde kabul edilen bir sıralama antik piskoposlukları zaten geriletmiş, Efes’i altıncı sıraya koymuştu26 ve 451’de Kadıköy Konsili’nin 28. kanunu, hem Efes’in hem Roma’nın sert itirazına rağmen Efes’in kendi toprağını Konstantinopolis’in yetkisine bırakmıştı27. 474’te kısa bir soluklanma Efes’e üçüncü sırasını geri verdiyse de kalıcı olmadı, İustinianus döneminde statü yeniden kırpıldı28.
Sonraki piskoposlar, çöküş ve kubbeli yeniden yapım
Kayıtlarda adı geçen piskoposlar birbirini izler. Palladius’un anlattığına göre, MS 400’de yolsuzluktan azledilen Piskopos Antoninus, kendi episkoposluk sarayını donatmak için kiliseyi süslerinden soymuştu29. MS 457 tarihli bir yazıt, Piskopos Ioannes’in Aziz Meryem Katedrali’nde bir perithyron — anlaşılan bir revak — yaptırdığını kaydeder30, nartexteki uzun bir yazıt da, Arimatyalı Yusuf’un İsa’yı kendi parasıyla gömmesine gönderme yaparak, yoksulları kendi parasıyla gömen din adamlarının geri ödenmesini buyuran Piskopos Hypatios’un kararını anlatır31.
Kilisenin doğusundaki episkoposluk sarayını neyin yıktığı da tartışmalı, ama kanıtların ağırlığı bir tarafa kaymış durumda. Elliger tarihsiz bir yangının sarayı yıktığını, bir daha yapılmadığını söylüyor. Karwiese ise yıkımı, sikke tabakalaşmasına dayanarak — 359-548 arası 56 sikke, artı 615 tarihli bir tane — kesinlikle MS 654/655’teki bir Arap akınına bağlıyor32. İki ayrı kaynak da, kendi kanıtını eklemeden aynı yöne işaret ediyor: Degasperi piskoposluk merkezinin Ayasuluk’a taşınmasının 654 akınından sonra geldiğini varsayıyor, 1932 kazı raporu ise aynı değişikliği ayrıca “7. yüzyılın sonlarına” yerleştiriyor32.
Yıkılan ilk bazilikanın yerine yaklaşık 46 metrelik, kubbeli bir yeniden yapım geldi; hangi yüzyılda yapıldığı bile tartışmalı. Elliger bunu Iustinianus üslubunda 6. yüzyıla tarihliyor; aynı yangın sonrası yeniden yapımı anlatan Foss ise “muhtemelen 8. yüzyıl başı” diyor, ama bunu kendisi de başka araştırmacılar arasında tartışmalı sayıyor — Reischke 500 dolayını, Keil 7. yüzyılı, Buckwald “geç 6.-7. yüzyıl?” diye öneriyor33. İmparatorluk fermanları kiliseyi “Büyük Kilise” diye anarak onu Aziz Yuhanna’nın sebasmion’undan, yani “saygın tapınağı”ndan ayırır; “büyük” sıfatı büyük olasılıkla onu kentin episkoposluk kilisesi olarak işaretler34. Tavus kuşu ve haç motifli mermer lentosu, Prokonnesos mermerinden, 6. yüzyıl ortası Iustinianus üslubunda, Priene’de yakın bir benzeri var35; nartexteki eksen dışı kapı da, 451’de göreve gelen Piskopos Ioannes tarafından, mevcut süslemeyi bozmadan korumak için 5. yüzyıl ortasında bilerek açılmıştı36.
Kubbeli kilise, belki 7. yüzyılın sonlarına doğru çöktükten sonra, kalan alana “Ayaklı Bazilika” denen mütevazı, yaklaşık 30 metrelik bir yapı sıkıştırıldı; kubbe ve tonoz yerine sade ayaklar kullanıldı37. Son döneminde kilise sıradan bir mezarlık şapeline dönüştü; Ayaklı Bazilika da harabeye döndükten sonra, kullanılabilir malzeme din dışı işlere yarar hale geldi — eski vaftizhaneye kurulan bir fırın ocağı da bunlardan biri, hem Elliger hem Foss tarafından birbirinden bağımsız anlatılan bir son38. Kilisenin doğusunda, halk arasında Vaftizci Yahya’nın kendi vaftiz teknesi sayılan büyük bir havuz vardı; her Aziz Yuhanna gününde, yirmi fersah çevreden gelen Rumlar oraya yürürdü, hastalar da şifalı sayılan parçalar koparırdı39.
Meryem gerçekten Efes’te miydi?
Bütün bunlar Meryem’in gerçekten Efes’te yaşayıp yaşamadığı sorusunu çözmüyor — bu, kilisenin kendi tarihlemesinden ayrı bir sorudur ve geniş kanıt tam tersi yöne işaret ediyor. Limberis’e göre, Meryem’in “uykuya dalışı” efsanesinin (Transitus Mariae) günümüze ulaşan sekiz ayrı 4. yüzyıl metni oybirliğiyle, Yuhanna’nın Meryem’e baktığını, onun Kudüs yakınında öldüğünü ve gömüldüğünü söyler; hiçbiri Efes’e geldiğini iddia etmez40. Epiphanios, Panarion’unda, Yuhanna’nın Asya’ya gitmeye hazırlanmakla birlikte Kutsal Kitap’ın hiçbir yerinde Meryem’i yanında götürdüğünü söylemediğini belirtiyor — Meryem’in akıbetinin gerçekte ne kadar belirsiz olduğunu gösteren erken bir itiraf41. 532’de Efes Piskoposu Hypatios, Kudüslü Iuvenalis ile İmparatoriçe Pulkheria’nın Meryem’in kalıntılarına sahip olduğu efsanesini kamuya açık şekilde yalanladı — Efesli din adamlarının bile kentin Meryem iddialarına itiraz ettiğinin kanıtı42. Meryem’in belki yaşadığı bir ev — bu kilise değil — ayrı bir konudur ve Bülbüldağ’daki Meryem Ana Evi sayfasında anlatılır.
Konsilin kendisi ve ona ev sahipliği yapan kilise, Kutsal Efes’in daha geniş öyküsünün ve Vahiy 2’de adı geçen Efes kilisesinin yanında yer alır. Kyrillos’un 431’de kentin sığlaşmış limanına varışı, üç ayrı kaynakta birbirinden bağımsız doğrulanır ve bu sayfayı Liman Caddesi’nin alüvyon dolan liman öyküsüne bağlar43.
Bu sayfadaki adlar ve terimler
Bülbüldağ
Panayırdağ
Winfried Elliger
Clive Foss
Stefan Karwiese
Christopher P. Jones
Vasiliki Limberis
Angelica Degasperi
Andreas Pülz
Web sayfası: Österreichisches Archäologisches Institut (dış bağlantı)
Theotokos
Nestorius
Kaynaklar
Her kaynak bir kez listelenir. Numaralar, kaynağın kullanıldığı bilgilere döner; tarihler kaynağın ne zaman kontrol edildiğini gösterir.
- Elliger 1985, 170 1
- Rogers 1991, 104 1
- Karwiese, in Koester 1995, 313 2, 5
- Thür, in Koester 1995, 174 2
- Elliger 1985, 86 3
- Elliger 1985, 171 3, 4, 8
- Foss 1979, 52 4, 8, 11
- Karwiese, in Koester 1995, 314 4, 6
- Scherrer, in Koester 1995, 173 7
- Elliger 1985, 172 9, 10
- Limberis, in Koester 1995, 322 9
- Elliger 1985, 173 11, 12
- Degasperi 2013, 19 13
- Pülz 2010, 51 13
- Degasperi 2013, 11 14
- Karwiese, in Koester 1995, 312 15
- Karwiese, in Koester 1995, 316 16
- Limberis, in Koester 1995, 330 17
- Limberis, in Koester 1995, 327 18
- Foss 1979, 39 19
- Foss 1979, 40 20, 21, 23
- Limberis, in Koester 1995, 331 22
- Foss 1979, 41 24
- Limberis, in Koester 1995, 332 25
- Limberis, in Koester 1995, 329 26
- Limberis, in Koester 1995, 338 27
- Limberis, in Koester 1995, 339 28
- Foss 1979, 29 29, 30
- Foss 1979, 44 31
- Degasperi 2013, 61 32
- Elliger 1985, 168 32
- Institut 1932, 55 32
- Karwiese, in Koester 1995, 318 32
- Elliger 1985, 174 33, 34
- Foss 1979, 112 33
- Degasperi 2013, 41 35
- Degasperi 2013, 45 36
- Elliger 1985, 175 37, 38
- Foss 1979, 132 38
- Foss 1979, 177 39
- Limberis, in Koester 1995, 325 40
- Limberis, in Koester 1995, 326 41
- Limberis, in Koester 1995, 340 42
- Limberis, in Koester 1995, 324 43



