Ayasuluk Tepesi’nin Bizans kalesi olmadan önce de konumu yüzünden değeri vardı. Herodotos, Kroisos’un MÖ 6. yüzyıldaki Efes kuşatması sırasında Efeslilerin Artemis Tapınağı’ndan kent surlarına bir ip gerdiğini, böylece kenti simgesel olarak tanrıçaya adayıp kuşatmayı durdurmayı umduklarını anlatır; bu olayı aktaran modern kazı raporu, kuşatmanın anlattığı yerleşim düzenine yalnızca Ayasuluk’un uyduğunu belirterek olayı doğrudan bu tepeyle ilişkilendirir — Herodotos’un ipin uzunluğuna dair verdiği rakam ise kendisi de sorgulanır1. Aşağı şehrin limanları kullanılamaz hâle geldikten çok sonra, Efes’in kendisi bu tepeye çekildi; bugün görülen surlar, tek bir inşa döneminin değil, yüzyıllar süren bu geri çekilişin katman katman kaydıdır — sur örgüsünün kendisi bile, aşağıda anlatıldığı gibi, birbirinin üstüne binen en az iki farklı döneme aittir.

Ayasuluk Kalesi’nin içindeki sur yolu ve kuleler, arkada dağlar
Şekil 1 Ayasuluk Tepesi’nde günümüze ulaşan kale surlarının içi. Arşiv fotoğrafı (1992).

Tek değil, iki sur çevresi

Selçuk’un üzerindeki kale genelde tek bir kule ve kapı sayısıyla anılır, ama kaynaklar birbirini tutmaz — bu da basit bir hata değil, aynı tepede sayılan iki farklı tahkimat sistemi gibi görünür. Sitede başka yerlerde kullanılan bir rakam kaleye on beş kule ve iki kapı (doğu ve batı) verir. Buna karşılık bir kazı raporu, dış Bizans kale çevresine yirmi kule — altısı giriş kapılarını koruyan — verir, ayrıca kilisenin avlusu ve apsisinin çevresinde 1,60-1,90 metre kalınlığında ayrı bir iç teras duvarını, aynı tepedeki ikinci bir tahkimat sistemi olarak tanımlar2. Bu sayfa hangi rakamın “doğru” olduğuna karar vermiyor, çünkü dürüst cevap muhtemelen ikisinin de farklı şeyleri doğru anlattığıdır: bir iç teras duvarı ve bir dış kale çevresi, henüz yayınlarda tam ayrıştırılmamış. Bu ayrıştırma yapılana kadar hiçbir sayı diğerini geçersiz kılmamalı, ve ziyaretçiye anlatılan “on beş kule” gibi tek bir rakam da bu iki sistemden hangisini saydığını söylemeden pek bir şey ifade etmiyor.

Duvarların büyüdüğü çizgi daha nettir. Karşılaştırma için, aşağı şehirdeki Lysimakhos surları 3-4 metre kalınlığındaydı, harçsız moloz dolgulu iri kaba yontu bloklarla örülmüştü ve taş tam da o yerde çıkarılmıştı — eski Koressos taş ocakları doğrudan sur çevresine katılmıştı3. Kentin nüfusu sonradan bu dev Lysimakhos çevresinin gerektirdiğinden çok küçüldüğünde, moloz ve sert harçla örülü, devşirme malzeme de içeren çok daha küçük bir Bizans suru, daha dar bir alanda onun yerini aldı4 — tepedeki kaleyi de doğuran aynı küçülme, yeniden kullanma ve yeniden inşa etme örüntüsü. Kale duvarlarının mermer kaplamasının büyük bölümü, bazı parçaları hâlâ özgün yazıt ve sırt dayanaklarını taşıyan, devşirme Stadion oturma sıralarıdır; bunlar duvara neredeyse rastgele noktalarda örülmüştür5.

Eski yapılardan taş

Tepenin duvarları büyük ölçüde bir devşirme malzeme müzesidir. Antik kentten, mezarlıklarından, hatta Artemision’dan gelen lahitler, mezar kabartmaları, mimari parçalar ve yazıtlar kale yapı malzemesi olarak yeniden kullanıldı6. Bunlardan biri kendi yolculuğuyla dikkat çeker: kalenin Zulüm Kapısı’nın duvarına örülü, Akhilleus öyküsünü betimleyen Attika lahdi, ilk kez 1678’de gezginler Spon ve Wheler tarafından kaydedildi, 1828’den önce İngiltere’de Bedford Dükü’nün konutu Woburn Abbey’e ulaşmıştı7. Aynı lahde ait bir kaide parçası 1895’te Benndorf tarafından yeniden bulunup fotoğraflandı8; aynı kale devşirme bağlamından ama ayrı bir buluntu ve ayrı bir izlekle, bir deniz-thiasos kabartması parçası 1911’de Viyana’ya ulaştı9. Devşirme malzemeli surun, yeniden inşa edilen Zulüm Kapısı da dahil, çoğunlukla Arap akınlarına karşı 7-8. yüzyıl tepkisi olarak tarihlendiği kabul görür, ama kaynak bazı araştırmacıların — kimliği belirtilmeden — farklı bir tarih önerdiğini de not eder10.

Taş sökümü kale duvarlarıyla sınırlı kalmadı. Artemis Tapınağı’nın taş ocağı olarak kullanılması Iustinianos döneminde başladı, ama Sunağın oyma bloklarının yeniden kullanımı özellikle 9. yüzyıla kadar sürdü, bazı parçalar tepenin eteğindeki 14. yüzyıla ait İsa Bey Camii’ne kadar gitti11. Kale duvarlarında 1990’da yapılan temizlik çalışması, Efes’te o zamana kadar bulunan ilk tarih öncesi yerleşim izlerini ortaya çıkardı — tepenin yapı tarihinin ortaçağ savunma sisteminden çok daha geriye uzandığının bir hatırlatıcısı12.

Gece ışıklandırılmış, Selçuk’un üzerindeki Ayasuluk Kalesi
Şekil 2

Kent tepeye taşınırken

Aşağı şehirden bu tepeye geçiş ancak kabaca tarihlenebiliyor, ama kanıtlar 8. yüzyılın ilk yarısına işaret ediyor. Piskoposluk Sarayı’nın idari mühürleri 8. yüzyılın ilk üçte birinde kayıtlardan çıkar; bu, idari ve dini merkezin o sıralarda Ayasuluk’a taşındığının bir işareti olarak okunur — tepe Anadolu içlerine baktığı için Arap saldırılarına karşı stratejik bir tepki13. Bunu izleyen yüz elli yıl gerçekten hassas biçimde tarihlenemiyor: sikke dolaşımı II. Konstans’ın saltanatından sonra çöktü, dönemin kesin tarihlemeye yarayan çanak çömlek türleri de kayıtlardan kayboldu — bu yüzden 7. yüzyıl sonundan 9. yüzyıl sonuna kadar uzanan dönem, belgelenmiş bir sıralamadan çok gerçek bir tarihleme boşluğudur14.

Bir kale, tam bir kent değil

Aziz Lazaros’un Yaşamöyküsü’ne göre 11. yüzyılda yalnızca bazilikanın yanındaki Ayasuluk idari merkezi hâlâ “kastron” ya da “polis” olarak anılıyordu; aşağıdaki vadi ise boşalmıştı15. Tepenin kendisinin ne kadar az yer sunduğu düşünülünce bu şaşırtıcı değil: bazilika ve iç kale çıkarıldığında geriye yaklaşık 2,3 hektar yapılabilir alan kalıyordu — bu bir kentin değil, bir kalenin ayak izidir16. Arkeolojik kanıt, Efes’in topluca terk edilip yerini bu tek tepeye bıraktığı basit bir anlatıya karşı çıkıyor; bunun yerine, kesinleşmiş bir gerçekten çok öne sürülen bir model olarak, iki küçük Orta Bizans kasabasının muhtemelen yan yana var olduğu düşünülüyor17. Savunmayla birlikte ibadet de sürdü: 12-13. yüzyıllarda, bazilikanın hazine odasına yakın bir şapel ile tahkimatın giriş kapısı, peygamberler, azizler ve bizzat Aziz Yuhanna resmedilerek yeniden freskolandı18.

Fetih boyunca süreklilik

Kasabanın siyasi tarihi, ad değişikliklerinin ima ettiği kadar keskin kesintilerle bölünmüş değildi. 1304’teki daha bilinen fetihten önce, 1090-1096 arasında kısa süreli bir Türk hâkimiyeti gelip geçmişti; arada Bizans yönetimi — ve merkezi olarak yine Ayasuluk — yeniden kurulmuştu19. 1304 fethi geldiğinde ise yerleşim dokusunda keskin bir kopuş yaratmadı: Türk Ayasoluk, eski Artemision temenosunun içindeki mevcut Bizans yerleşiminden, tepedeki kalesiyle birlikte, doğrudan büyüdü20. Sonrasındaki beylikler döneminde de malzeme yeniden kullanımı sürdü, hem de yoğun biçimde: Batı Anadolu beyliklerinin devşirme malzeme kullanımı öyle kapsamlıydı ki, Artemision içindeki bir mezar neredeyse tamamen yeniden kullanılmış antik parçalardan inşa edildi, sadece süsleme amaçlı birkaç parçayla değil21. Bugünkü yer adı bile antik bir kalıntı değil, 20. yüzyıla ait bir karardır: “Selçuk” adı ancak Atatürk döneminde, Selçuklu soyundan gelen Aydınoğulları hanedanının kasıtlı bir hatırlatıcısı olarak verildi; ondan önce yerleşim, Türk fethinden beri kesintisiz Ayasuluk diye anılıyordu22.

Peşinden taşınan liman

Ayasuluk’un kaderi de, aşağı şehirdeki gibi, sürekli bozulup yer değiştiren bir limana bağlıydı. 9. yüzyıl başında bu bölgedeki eski liman artık Bizans donanmasına yetmiyordu, donanma bunun yerine Phygela’dan sefer yapıyordu — bu bulgu, Liman Caddesi sayfasındaki ayrı kaynaklı 903 ve 961 Girit seferlerinin de aynı şeyi yaptığı bilgisini bağımsız biçimde doğrular23. Eski limandan yaklaşık 3 kilometre aşağıda yeni bir liman, 14-15. yüzyıllara gelindiğinde yerleşimin ticaret merkezi hâline gelmişti; Ayasuluk bölgesindeki bir limandan kalkan son büyük donanma harekâtı ise 1329’da, Selçukluların İzmir’i kuşatması sırasında kaydedildi24.

Ayasuluk Tepesi bugün Orta Çağ kasabasının iki başka büyük anıtının da merkezidir: bu sayfadaki kale duvarlarının bir zamanlar koruduğu, havarinin mezarını ve Bizans yapı evrelerini barındıran Aziz Yuhanna Bazilikası ve eski bazilikanın bir süre cami olarak da kullanılmasından sonra tepenin eteğinde yükselen İsa Bey Camii. İkisi de Efes çevresindeki yerler sayfasının içinde daha geniş bir bağlama oturur; tepeyi çevreleyen kale ise bu tepenin ne kadar uzun ve kararlı biçimde savunulduğunun en açık tek anıtıdır.

Surlarında Türk bayrakları dalgalanan, Ayasuluk Kalesi’ne çıkan yol
Şekil 3
Kaynaklar (23)

Her kaynak bir kez listelenir. Numaralar, kaynağın kullanıldığı bilgilere döner; tarihler kaynağın ne zaman kontrol edildiğini gösterir.

  • Institut 1905, 31 1 · kontrol tarihi: 18 Eylül 2026
  • Institut 1905, 32 1 · kontrol tarihi: 18 Eylül 2026
  • Institut 1905, 33 1 · kontrol tarihi: 18 Eylül 2026
  • Muss and Bammer 2001, 28 2, 5, 12 · kontrol tarihi: 18 Eylül 2026
  • Institut 1905, 91 3, 4 · kontrol tarihi: 18 Eylül 2026
  • Kintrup 2017, 169 6 · kontrol tarihi: 18 Eylül 2026
  • Kintrup 2017, 49 7 · kontrol tarihi: 18 Eylül 2026
  • Kintrup 2017, 50 7 · kontrol tarihi: 18 Eylül 2026
  • Kintrup 2017, 60 7, 8 · kontrol tarihi: 18 Eylül 2026
  • Kintrup 2017, 75 9 · kontrol tarihi: 18 Eylül 2026
  • Kintrup 2017, 170 10 · kontrol tarihi: 18 Eylül 2026
  • Muss and Bammer 2001, 29 11 · kontrol tarihi: 18 Eylül 2026
  • Ladstätter and Magdalino 2019, 58 13 · kontrol tarihi: 18 Eylül 2026
  • Ladstätter and Magdalino 2019, 59 13, 14 · kontrol tarihi: 18 Eylül 2026
  • Ladstätter and Magdalino 2019, 61 15 · kontrol tarihi: 18 Eylül 2026
  • Ladstätter and Magdalino 2019, 63 16, 17 · kontrol tarihi: 18 Eylül 2026
  • Ladstätter and Magdalino 2019, 65 18, 20 · kontrol tarihi: 18 Eylül 2026
  • Ladstätter and Magdalino 2019, 103 19 · kontrol tarihi: 18 Eylül 2026
  • Ladstätter and Magdalino 2019, 113 21 · kontrol tarihi: 18 Eylül 2026
  • Kraft et al. 2007, 350 22 · kontrol tarihi: 18 Eylül 2026
  • Foss 1979, 123 23 · kontrol tarihi: 18 Eylül 2026
  • Foss 1979, 185 23 · kontrol tarihi: 18 Eylül 2026
  • Kraft et al. 2007, 145 23, 24 · kontrol tarihi: 18 Eylül 2026